Yüzüklerin Efendisi – Detaylı İnceleme ve Eleştiri

Yüzüklerin Efendisi – Detaylı İnceleme ve Eleştiri

Yüzüklerin Efendisi, J. R. R. Tolkien‘in sanki gidip görmüşcesine kurguladığı; Peter Jackson’ın ise eşsiz bir biçimde beyaz perdeye taşıdığı Orta Dünya evreninde geçiyor. Kahramanımız Frodo Baggins‘in hayatı, kendisine miras bırakılan bir yüzük sayesinde değişiyor. Frodo’nun büyücü dostu Gandalf, bu yüzüğün sıradan, pahalı bir yadigar olmadığını düşünerek Gondor’un unutulmuş tarihini araştırmaya başlıyor. Yüzüğün, Karanlık Efendi Sauron’a ait, asırlardır kayıp olan Tek Yüzük olduğunu öğrendiğinde ise geriye yapılacak tek bir şey kalıyor: yüzüğü Kıyamet Dağı’nın lavlarına atarak yok etmek.

Yüzüklerin Efendisinin Başlangıcı

Yüzüklerin Efendisinin başlangıcı, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinden sonra filme uyarlanan Hobbit‘e dayanır. Gelecekte yeğeninin atılacağı kadar tehlikeli değilse bile en az onunki kadar ilginç bir maceraya atılmış olan Bilbo Baggins, ucu bucağı olmayan karanlık bir mağaranın içine düşer ve burada yolunu bulmaya çalışırken gözüne yerdeki parlak bir nesne takılır. Eline alıp incelediğinde bunun altın renkli bir yüzük olduğunu fark eder. Bilbo, yüzüğün bu mağarada ne işi olduğunu anlayamaz fakat cebine atıp yoluna devam eder. Mağaranın ıslak, kaygan zemininde zar zor yürüyerek çıkışı ararken, garip bir yaratıkla karşılaşır. Boğulurcasına öksürürken gırtlağından çıkardığı garip sesten dolayı kendisine Gollum denen bu yaratık, delirmiş gibi etrafta bir şey aramakta ve kendi kendine konuşup durmaktadır: Kıymetlisini kaybetmiştir.

Bilbo Baggins ve Gollum

Gollum, Bilbo’yu görünce hemen ona saldırmaya çalışır ama Bilbo’nun çektiği kılıç yüzünden tereddüde düşer. İkili, bir bilmece oyunu üzerinden bahse tutuşurlar; Bilbo kazanırsa, Gollum ona çıkış yolunu gösterecektir. Ama Gollum kazanırsa, eh, büyük ihtimalle Bilbo’yu yiyecektir. Gerilimli geçen bu bilmece oyununun kazananı Bilbo olsa da, Gollum onun hile yaptığını düşünür ve yine de saldırır. Bilbo yere düşünce cebindeki yüzük havaya fırlar ve şans eseri parmağına girer. Tam o anda Bilbo görünmez olur, deli gibi onu arayan Gollum’un peşinden gider ve çıkışa ulaşır. Önündeki tek engel Gollum’dur ve Bilbo görünmez olduğu için onu kolayca öldürebilecek bir pozisyondadır. Kılıcını Gollum’un boğazına dayar, yaratık ise her şeyden habersizdir ve Bilbo’nun kaçtığını sandığından, kocaman mavi gözleriyle üzgün, masum bir şekilde çaresizce etrafa bakınmaktadır. Bilbo, yaratığın bu halini görünce ona acır ve birkaç adım geri gittikten sonra koşarak onun üzerine basıp atlayarak çıkışa doğru koşar. Gollum onun arkasından hiddetle feryat ederken, Bilbo arkadaşlarına yetişmeye çalışır. İşte, Bilbo’nun yüzüğü ele geçirme hikayesi bu.

Gollum ve Sting

“Yaşayanların birçoğu ölümü hak ediyor ve ölenlerin bir kısmı da yaşamayı hak ediyor. Yaşamı onlara verebilir misin? O halde hak, hukuk adına ölüm buyurmakta çok acele etme; çünkü en bilge olanlar bile her şeyin sonunu göremez.” -Gandalf

 

Yüzüklerin Efendisinin Konusu

Bu hikayenin üzerinden yıllar geçer. Yüzük, Bilbo’nun hayatını hatırı sayılır ölçüde uzatmıştır ancak bu sadece görünüşte öyledir. Bilbo artık yorulmuştur, hayat ona sıkıcı gelmektedir ve son bir maceraya atılmak istemektedir. Bu yüzden 111. doğum gününü kutlamak için muazzam bir parti organize eder, Shire’daki tüm hobbitler davetlidir, tabii eski dostu büyücü Gandalf da… Partinin sonlarına doğru herkesi bir meydana toplar ve sahneye çıkıp, muzip başlayan ancak hüzünlü sona eren bir konuşma yapar.

Konuşma bittikten sonra cebindeki yüzüğü parmağına takarak kalabalığın önünde aniden ortadan kaybolur. Önce herkes şaşırıp panikler ancak daha sonra bunun Bilbo’nun kurguladığı ucuz bir numara olduğuna karar vererek partiye kaldıkları yerden devam ederler. Bilbo ise evine gidip yolculuk kıyafetlerini giyer, bastonunu alır ve tam kapıdan çıkarken karşısında Gandalf’ı bulur. Gandalf ve Bilbo daha önceden yüzüğün Frodo’ya miras bırakılacağı konusunda anlaşmışlardır, Gandalf ona yüzüğü bırakıp bırakmadığını sorar. Bilbo ise yüzüğü nereye bıraktığını söylerken sesi yavaşça alçalıp kesilir ve elini cebine koyup yüzüğü çıkarır. Şaşırmıştır, yüzüğü bıraktığını sanıyordur ancak hala cebindedir. Bir anda sinirlenir, yüzüğü ben buldum, o bana geldineden benim olmasın, diye sayıklamaya başlar. Ve sonra, tıpkı yıllar önce Gollum’un seslendiği gibi, yüzüğe kıymetlim diye seslenerek okşar.

Gandalf üstüne gelince Bilbo daha da sinirlenir: Gandalf’ın bir soyguncu olduğunu, yüzüğü kendisi için istediğini söyler. Bu, bardağı taşıran son damla olmuştur. Gandalf bir anda adeta devleşir, Bilbo’nun üzerine kocaman bir gölge gibi çökmüştür sanki: Bilbo Baggins! Sakın beni bir sokak hokkabazı ile karıştırma! Ben seni soymaya çalışmıyorum, sana yardım etmeye çalışıyorum! Son kelimeler ağzından çıkarken yavaşça eski çehresine bürünen Gandalf, sıcak bir gülümsemeyle Bilbo’ya bakar. Bilbo bir anda kendine gelir ve ağlayarak Gandalf’a sarılır. İkili ayrılır, Bilbo yolculuk hakkında bir şeyler geveleyerek tekrar kapıya yürür ancak Gandalf tarafından bir kez daha durdurulur: Bilbo… Yüzük hala cebinde. 

Bilbo tereddütle bekler, elini cebine atıp yüzüğü alır. Son kez şöyle bir bakıp, zorlanarak da olsa yüzüğü elinden atmayı başarır ve üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi aniden kapıdan dışarı çıkar. Shire’ın temiz gece havasını içine çekerek Gandalf’a döner ve vedalaşırlar. Bilbo, yüzüğe omzunun üzerinden dahi bakmadan kendi kendine bir şarkı söyleyerek patikada yürümeye başlar. Yolculuğu, elflerin Ayrıkvadi’sinde sona erecektir.

Bilbo ve Yüzük

“Kıymetlim.” -Bilbo Baggins

Yüzüğün Yok Edilmesi Gerekiyor

Gandalf ile Bilbo’nun arasında yaşanan gerginlik, yüzüğün aslında başkaları üzerindeki ele geçirici etkisini ve bu etkinin ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteriyor. Yüzüğün içinde Sauron’un ruhundan bir parça var ve yüzük kurtulmak, sahibine ulaşmak istiyor. Bunun için etrafındakileri etkisi altına alıyor, birbirine düşürüyor. En önemlisi ise o anki sahibine ihanet edebileceği uygun zamanı bekliyor. Tek Yüzüğü sadece Sauron kontrol edebileceği için nihai çözüm onu yok etmek, bunu başarmak da pek kolay değil: Tek Yüzük, sadece dövüldüğü ateşte yok edilebilir. Bu da yüzüğü, Sauron’un diyarı olan Mordor’daki Kıyamet Dağı isimli yanardağın lavlarına atmak demek oluyor. Tek başına bu bile başlı başına inanılmaz bir tehlikeyken, Frodo yolculukta da neredeyse bunun kadar tehlikeli şeylerle karşılaşacak.

Mordor - Kıyamet Dağı

“Mordor diyarında Hüküm Dağı’nın ateşlerinde gizlice dövmüştü Karanlıklar Efendisi Sauron, hükmeden yüzüğü: diğerlerine hükmedebilmek için.” -Galadriel

Güç Yüzükleri ve Tek Yüzük

Hem kitaplarını okumuş hem de filmlerini izlemiş biri olarak neyi nasıl, ne şekilde, hangi sırayla, nereden başlayarak ve nasıl bitirerek anlatacağımı bilemiyorum aslında. O yüzden konu derinleşmeden öncelikle Tek Yüzük’ten ve gayesinden bahsedeyim -tabii yüzüğün üzerindeki yazılardan da…

Bilbo’nun yüzüğü nasıl bulduğunu, yüzüğü takan kişinin görünmez olduğunu ve geç yaşlandığını anlattım. Yüzüğün içinde Sauron’un içinden bir parça olduğundan, sahibine ulaşmak için ilginç tesadüflere sebebiyet verebileceğinden de bahsettim. Şimdi biraz bunları detaylandırıp, değinmediğim kısımlarına değineceğim ama önce:

Yüzükteki Yazılar

Ash nazg durbatulûk, ash nazg gimbatul,
Ash nazg thrakatulûk agh burzum-ishi krimpatul.

“Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak,

Hepsini bir araya getirip, karanlıkta birbirine bağlayacak.”

Yüzüğün üzerindeki yazılar Kara Lisan‘da yani Sauron’un yarattığı Mordor dilinde yazılmışlar ve daha uzun bir şiirin parçasılar:

“Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf Kralları’na,

Yedisi taştan saraylarındaki Cüce Hükümdarlar’a,

Dokuz Yüzük Ölümlü İnsanlar’a, ölecekler ne yazık,

Bir Yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda,

Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisi’ne,

Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak,

Hepsini bir araya getirip, karanlıkta birbirine bağlayacak.”

Güç Yüzükleri’nin hikayesi çok ama çok eskiye dayanıyor. Filmde sadece şiiri görüntüye döküyorlar, diğer yüzüklerden neredeyse hiç bahsetmiyorlar ama asırlar önce Sauron, efendisi Morgoth (evet Sauron’un bile efendisi vardı) hiçliğe sürgün edildiğinde af dilemiş ve değişip iyi biri olacağına dair söz vermişti. Başlarda öyleydi de, ta ki kılık değiştirip kendisine Annatar diyen yabancı bir adam görünümüne bürünene kadar. İşte Annatar kılığıyla, tüm zamanların en ünlü demirci soyundan gelen Celebrimbor’u ve diğer elfleri kandırdı, onlara nasıl Güç Yüzüğü yapılacağını öğretti. Elfler kendilerine üç yüzük yaptı: Nenya, Narya ve Vilya. Bu yüzükler asırlar sonra Galadriel, Gandalf ve Elrond’a geçti. Tabii onların da çeşitli güçleri var, Gandalf’ın etrafındaki herkesin umut dolu olmasında yüzüğü Narya’nın etkisi var örneğin.

Şiirdeki söylendiği gibi, bir sürü yüzük yapılıyor ve 9 tanesi insanlara, 7 tanesi cücelere veriliyor. Sauron en sonunda diğer yüzükleri kontrol etmek için kullanacağı Tek Yüzüğü yaptığında ise elfler kandırıldıklarını anlayıp yüzüklerini çıkarıyorlar. Cüceler, doğuştan büyüye dayanıklı oldukları için Sauron onları yüzükleri aracılığıyla kontrol edemiyor. Ancak 9 insan kralı, Sauron’un kölesi haline geliyor. Öyle ki, ölümlerinden sonra dahi yüzüklerine olan bağımlılıkları nedeni ile hayalet gibi yaşamaya devam ediyorlar.

Tek Yüzük’ten bahsedelim. Giyen kişi aslında tam olarak görünmez sayılmaz, Hayaletlerin Dünyasına geçiş yapıyor sadece. Yüzüğün içinde Sauron’un ruhundan bir parça olması, hem yüzüğe ilginç bir şekilde bilinç veriyor hem de Sauron’un gücünü bölmüş oluyor. Çünkü yüzük ve Sauron birler, ayrıldıklarında Sauron gücünü kaybediyor ve bedene bürünemiyor.

Yüzük Kardeşliği

Frodo ve bahçıvanı Sam, Gandalf ile buluşmak üzere Bree isimli köye doğru yola çıkarlar. Yolda Frodo’nun kuzenleri Meriadoc Brandybuck (Merry) ve Peregrin Took (Pippin) ile karşılaşırlar. Tabii Frodo ve Sam’in ne kadar tehlikeli bir maceraya çıktığının farkında olmadıkları için ve haylazlık peşindedirler. Ta ki Sauron’un hizmetkarlarından biri karşılarına çıkana kadar:  Kukuletasının altındaki yüz kadar karanlık pelerini ve ölüm kokan atıyla bir Nazgûl, yani yüzük tayfı. Onlardan bahsetmiştim, yüzüklerine olan bağımlılıkları nedeni ile hayalet gibi yaşayan insan krallar. Hayalet gibi diyorum, çünkü iki dünya arasında sıkışmış, bilinçlerini kaybetmişler ve Sauron’a itaat etmek dışında bir gayeleri yok. Ayrıca Tek Yüzük ile aralarında Sauron sayesinde bir bağ var, o yüzden Tek Yüzük yakınlarda ise hissedebiliyorlar, kullanıldığı anda yakında ise yerini anlayabiliyorlar.

Yoldan bir şeyin geldiğin hisseden Frodo, herkesi bir ağacın köklerinin altına götürür ve saklanırlar. Bu sahne meşhurdur zaten ve ilk çekilen sahnelerden biridir. Üzerinden kadim bir tehlike, ürpertici bir his yayan Nazgûl yavaşça atının üzerinde gelir. Hobbitler çıt çıkarmadan beklemektedirler, kimse gelen Nazgûl’u görmez ama hepsi hayatlarının çıkaracakları ufacık bir sesle sona ereceğinin farkındadır. İşte tam o anda Nazgûl, Tek Yüzük ile olan bağlantısı kullanarak bir işaret bekler. Tek Yüzük de bunu hisseder, Frodo’yu yavaşça etkisi altına almaya başlar. Sam, Frodo’nun kendini kaybettiğini ve yüzüğü takmak üzere olduğunu görür. Yüzük tam parmağına girecekken son anda bilinci yerine gelen Frodo, elini hemen yüzükten çeker ve sessizce saklanmaya devam eder. Nazgûl ise bir işaret gelmeyince dönüp diğer Nazgûllar ile ormanı aramaya devam eder.

Hobbitler Nazguldan Saklanıyor

“Tamahkarlığın kör ettiği bu krallar yüzükleri alıp birer birer karanlığa gömüldüler. Sonunda Sauron’un kölesi oldular. Onlar Nazgûl, Yüzük Tayfları. Ne canlı ne ölü. Yüzüğün varlığını hep hissederler, peşini bırakmayacaklar.” -Aragorn

Bu sahne ile ilginç bir durum var. Kitapta betimlenmemiş bu sahne ilk olarak 1978 yapımı Yüzüklerin Efendisi Animasyon Filmi’nde karşımıza çıkıyor. Daha sonra bu animasyon filmini izlemiş bir çizer olan John Howe, sahneyi çok beğendiği için kendi tarzı ile baştan yaratıyor. John Howe’un bu çizimi, birkaç sene sonra Tolkien Takvimi’nde kendine yer bulmayı başarıyor. Peter Jackson hangisinden esinlendi bilmem ama 78 yapımı animasyon filmine dolaylı yoldan saygı duruşunda bulunulmuş.

Hobbitler Nazguldan Saklanıyor - Animasyon ve Çizim

Solda Yüzüklerin Efendisi Animasyon Filmi (1978) ve sağda John Howe’un çizimi.

Hobbitler bir şekilde Bree’ye ulaşır, Gandalf’ın handa olmadığını uzun süredir uğramadığını öğrenirler ve Frodo çaresizce otururken haylaz kuzenlerin gaza getirmesiyle içip kafayı bulur. Dans ederken ayağı kayınca yere düşer, tesadüf eseri yüzük parmağından geçer ve handaki bir sürü insanın gözleri önünde ortadan kaybolur. Çoğu kafayı bulduğu için hayal gördüğünü sanar ama dedikodular kulaktan kulağa yayılmaya başlamıştır bile, üstelik Nazgûllar da yüzüğün kullanıldığını hissederler ve atlarını dört nala Bree’ye sürerler.

Frodo ise ilk defa yüzüğü parmağına takmış ve Hayaletlerin Dünyasına geçiş yapmıştır. Neler olup bittiğini anlamaya çalışırken ayağa kalkar ve tam o anda Sauron’un Gözü ile karşılaşır. Seni görüyorum, der Sauron. Alev alev yanan, turuncu bir sütun ve ortasında kapkara bir boşluk, Frodo’nun ne yaparsa yapsın kaçamayacağı devasa bir göz. Yüzüğü taktığında en sakınması gereken düşmanı hariç kimse onu göremiyor, ironik.

Panikle gerileyen Frodo’nun aklına nihayet yüzüğü parmağından çıkarmak gelir. Bunu yaptığında da ensesini kuvvetli bir el kavrar ve onu hanın üst katına çıkarır. Handa daha önce gözüne takılan, kenarda sessiz sakin oturup pipo içen yabancıdır bu. Hancıya kim olduğunu sorduğunda, Yolgezer derler ona, pek tekin değildir, diye cevap vermiştir. Frodo ne istediğini sorar. Yolgezer de ona, çok dikkat çektiğini söyler. Yolgezer ilginç bir şekilde Frodo’nun misyonu ile taşıdığı yükten haberdardır, ancak Frodo ona güvenmemekte ve tanımaya çalışmaktadır. Tartışma devam ederken Sam ve beraberinde Pippin ile Merry içeri dalar. Yolgezer bir de onlarla uğraşmakla vakit kaybetmek istemez, çünkü Nazgûlların gelmek üzere olduğunun farkındadır. Büyücüyü daha fazla bekleyemezsin Frodo. Geliyorlar… Başka bir hana giderler ve bu sayede gece uyurken Nazgûllar tarafından öldürülmekten kurtulurlar.

Yolgezer adıyla da bilinen Aragorn ile tanışmaları böyle olur. Daha sonra Ayrıkvadi’ye doğru onun rehberliğinde yola koyulurlar. Ancak tekrar diğer hobbitlerin vurdumduymazlığı yüzünden Nazgûllar ile karşılaşırlar ve Frodo omzundan yaralanır. Aragorn eğer çabuk davranmazsa Nazgûlların zehirli bıçağı onu kalıcı olarak Hayaletler Dünyasına gönderecektir. Yaraya biraz müdahale edebilmek için Aragorn ve Sam, ormanda Athelas isimli bir bitki aramaya çıkarlar. Bu sırada Arwen gelir. Aragorn’un aşkı, bir elf kızı olan Arwen onları bulmak için Ayrıkvadi’den gelmiştir. Frodo’nun durumunu görür görmez onu atına alır ve fırtına gibi ağaçların arasında ilerler. Yolculuğun sonlarına doğru Nazgûllar ona yetişir ancak bir türlü yakalayamazlar. Kadim bir nehir olan Bruinen nehrini geçen Arwen, Nazgûlların da geçmeye cesaret ettiğini görünce nehrin ruhlarını çağırır ve bir anda kabarıp taşan nehir, Nazgûlları akıntıyla sürükleyip götürür. Frodo ve Arwen sağ salim Ayrıkvadi’ye ulaşırlar.

Arwen - Bruinen Nehri

Nehri geçmeye cesaret eden Nazgûlları, nehrin kadim ruhlarını çağırarak püskürten Arwen.

Gandalf ve Saruman

Frodo, yumuşacık bir yatakta gözlerini açtığında Gandalf’ı karşısında otururken görür. Şaşırmıştır ve sevinçlidir. Çünkü artık yüzüğü Ayrıkvadi’ye getirmiştir, macerasından canlı çıkmıştır ve üstüne üstlük Gandalf’ı bulmuştur. Gandalf da sevinçlidir tabii, Frodo görevini layıkıyla yerine getirmiştir ve ölümden beter bir kaderin ucundan dönmüştür, tıpkı kendisi gibi.

Shire’dan ayrıldıklarında Gandalf, büyücü Ak Saruman’ı görmeye gitmiştir. Kıdem olarak Saruman ondan daha üstündür. Yüzüğün açığa çıktığını ona haber vermeli, ne yapabileceği konusunda ona akıl danışmalıdır. Ancak görünen o ki Saruman, Palantir isimli bir büyülü küre aracılığıyla Sauron’la iletişim kurmuştur ve hatta onun tarafına geçmiştir, Gandalf’ı da yanına çekmeye çalışır. Gandalf ona direnir, sonunda iki büyücü asalarını ön plana çıkarır. Filmde her ne kadar Star Wars usulü sağa sola itme, Force kapışması gibi olsa da, kitapta alevlerin dans ettiği filme kıyasla daha tehlikeli bir mücadele gerçekleşir.

Mücadelenin galibi Saruman olur ve Gandalf, Saruman’ın kulesi Orthanc’ın tepesine hapsedilir. Orthanc, Sauron’un Mordor’daki kulesine benzemektedir. Bu anlamda Sauron aslında Saruman’ın gücüne bir özentilik duymakta, onu taklit etmeye çalışmaktadır. Yine filmde bahsedilmez ancak Sauron, Gandalf, Saruman ve diğer büyücüler ırk olarak aynıdırlar. Hepsi birer Maia‘dır. Orta Dünya evreninde tanrı Eru Illúvatar izin verdiği müddetçe istedikleri şekle bürünebilen, sonsuza kadar yaşayan ‘melek’ diyebileceğimiz bir statüde bulunurlar. Yani Saruman’ın, Sauron’a özenmesi pek abartılacak bir şey sayılmaz. Çünkü Saruman yüzüğü ele geçirirse aynı hırsla ikinci bir Sauron’a dönüşebilir.

Gandalf, Orthanc’ın tepesinden bir kelebekle haber uçurarak kurtulur. Kartalların efendisi gelip onu kurtarır. Kitapta ise, Hobbit filminde nihayet gördüğümüz Radagast’a haber gönderir. Radagast, Yüzüklerin Efendisi filmlerinde diğer karakterlere kıyasla daha gereksiz bulunarak çıkarılmıştır.

Sonuçta Gandalf öyle ya da böyle kurtulup, Saruman’ın ihanetini haber verebilmiştir. Şimdi Orta Dünya halklarının karşısında iki büyük düşman durmaktadır: Saruman ve Sauron.

Gandalf ve Saruman

“Vakit mi? Ne kadar vaktimiz var sence?” -Saruman 

Ayrıkvadi ve Elrond’un Divanı

Kitaptan en güzel uyarlanan mekan bu olabilir. Keşke gerçek olsa dediğimiz bu doğa harikası mekana J. R. R. Tolkien’in verdiği İngilizce isim, Rivendell‘dir. Eski İngilizce’de derince oyulmuş vadi anlamına gelir. Orta Dünya’nın çeşitli halkları, Ayrıkvadi’ye farklı isimlerle seslenir: Elrond’un Evi, İlk Sıcak Yuva, Son Sıcak Yuva, Kamingul, Imladris… Bu isimlerin tabii ki geçmişe dayanan hikayeleri vardır, Orta Dünya’yı filmlerden ayrı olarak kapsamlı bir şekilde tanıtacağımız yazımızda bu isimlere de değinebiliriz.

Frodo yataktan kalkabilecek hale gelmiştir. Çağlardır Elrond’un ev sahipliğini yaptığı, Orta Dünya’nın içinde adeta ayrı bir dünya olan Ayrıkvadi’yi görme şansına erişen fazla kişi yoktur. Bir hobbitin görmüş olması, şaşılacak şeydir. Hele iki hobbitin görmüş olması…

Frodo, doğum günü partisinde bir anda ortadan kaybolan Bilbo’yu nihayet görmüştür. Bilboya başından geçenleri anlatır. Bilbo ona hediye olarak Mithril isimli kumaş kadar hafif ama neredeyse ejderha derisi kadar sağlam olan bir zırh hediye eder, kimseye de söylememesini tembihler. Bunun yanında, orklar ve goblinler yakınlarda ise ışıldayan, Sting isimli elf yapımı kadim kılıcı verir. Sting, normal bir insan için hançer sayılabilecek boyutlardadır lakin hobbitlere göre kılıç kadar uzundur. Çok değerli olan bu zırh ve kılıç, Bilbo’ya kendi eski macerasından kalmadır ve yüzükten sonra şimdi onları da Frodo’ya miras bırakmıştır.

Bilbo, Mithril’i giydirmek için Frodo’nun gömleğini açınca, boynundaki yüzüğü görür. Şaşıran Bilbo, yüzüğü bir kez daha tutmayı çok istediğini söyler. Son bir kez daha. Frodo cevap vermez, yüzüne soğuk bir tavır takınarak gömleğini ilikler ve yüzüğü gizler. Tam o anda, Bilbo’nun suratı korkunç bir hal alır ve bağırarak Frodo’nun üzerine atılır. Frodo ile Bilbo, aynı anda korkuyla geri çekilirler. Bilbo, kendinden utanarak özür diler. Hem yaptığı şey için, hem de Frodo’yu bu yükü taşımak zorunda bıraktığı için. Sonra arkasını dönüp sandalyeye oturur ve ağlamaya başlar, Frodo onu teselli etmek için elini omzuna koyar.

Bu tatsız olay dışında, Ayrıkvadi cennet gibidir. Uzun boylu, narin yüzlü elfler güzel sesleriyle şarkılar söylemekte, ağaçlarda şakıyan kuşlarla muhabbet etmektedir, şelale bile sessizce ve adeta zarafetle akmaktadır. Frodo bunların tadını doyasıya çıkarır, arkadaşları ile birlikte gördüğü ortak bir rüya gibidir Ayrıkvadi. Elflerle konuşup onların şarkılarına katılırlar, şarap içip dans ederler, kahkahalar yüzlerinden eksik olmaz. Ancak her rüyanın sonunda olduğu gibi onlar da uyanmak zorundadır.

Ayrıkvadi

“Ayrıkvadi topraklarının erdemleri, kısa sürede tüm korku ve endişeleri akıllarından sildi. Gelecek -iyi veya kötü- unutulmadı, ama şimdiki zamanda herhangi bir güce sahip olmaktan çıktı. Sağlık ve umut, içlerinde güçlü bir şekilde büyüdü ve her iyi günde, her öğünde ve her kelimede ve şarkıda keyif aldılar, her gün huzurluydu. Böylece günler akıp gitti, her sabah parlak ve temiz, ve her akşam serin ve berraktı. Fakat bahar hızlı bir şekilde zayıflıyordu; yavaş yavaş altın ışığı soluk gümüşe doğru soldu ve kalan yapraklar çıplak ağaçlardan düştü. Bir rüzgar, Sisli Dağlar’dan doğuya doğru soğuk hava üflemeye başladı. Avcının Ayı gece gökyüzünde yuvarlaklaştı ve tüm diğer tüm sönük yıldızları uçurdu.” -J. R. R. Tolkien

Yüzük burada kalamaz, der Elrond. Bu cevabı alacağını Gandalf da biliyordur aslında, yüzük söz konusu olduğunda Sauron ve Saruman’ı durdurabilecek hiçbir şey yoktur. Diğer bölgelerin hepsi düştüğünde, Ayrıkvadi direnecek olsa bile eninde sonunda yıkılacaktır.

Böylece Elrond, Orta Dünya’nın farklı halklarından temsilciler çağırır. En önemlileri ve elbette Yüzük Kardeşliği kafilesine katılacaklar Ereborlu cüce Gimli, Kuyutorman’dan elf Legolas, ve Gondorlu insan Boromir‘dir. Elrond’un Divanı toplanır, yuvarlak oluşturacak şekilde dizilmiş sandalyelerde temsilciler oturmaktadır. Elrond, temsilcilere seslenerek bir konuşma yapar. Buraya niçin çağrıldıklarını, görevin ne denli önemli olduğunu ve Orta Dünya’nın kaderinin burada alınacak olan karara bağlı olduğunu söyler. Konuşması bittiğinde yüzüğü getir, Frodo, der. Frodo, yüzüğü getirir. Ve nihayet divanın karşısındadır: küçücük bir yüzük, tüm dünyanın kaderini içinde taşıyan Tek Yüzük…

Temsilciler şaşırırlar ve yüzüğü incelerler. Derken Boromir ayağa kalkar ve gördüğü bir rüyayı anlatmaya başlar: Doğuda gökyüzü kararmakta, ancak batıda bir ışık doğmaktadır. Bir ses ağlamaktadır: Kıyametin yakında, Isildur’un Felaket’i bulundu. Son cümlesi bitmek üzereyken yüzüğe yaklaşır, tam elini uzatıp alacakken Elrond ona seslenerek uyarıda bulunur, hemen ardından Gandalf ayağa kalkar ve yüzüğün üzerindeki yazıları Mordor lisanında okur, gökyüzünü karartıp yeri titretecek kadar karanlık ve kötü bir lisandır bu: Ash nazg durbatulûk, ash nazg gimbatul, Ash nazg thrakatulûk agh burzum-ishi krimpatul. Boromir neye uğradığını şaşırarak sandalyesine geri oturur. Elrond, Gandalf’ı paylasa da Gandalf ondan özür dilemediğini ve temsilcilerin “olayın ciddiyetini kavrayabilmeleri” için bunun gerekli olduğunu söyler.

Ama Boromir akıllanmamıştır, Gandalf sözünü bitirdiği gibi Boromir tekrar ayağa kalkıp konuşmaya başlar: Bu bir hediye. Neden bu yüzüğü kullanmayalım? Halkının ne kadar zor durumda olduğundan, diğerleri huzur içinde uyurken kendi insanlarının öldüğünden bahseder ki gerçekten öyledir. Gondor’un kuvvetleri sürekli Mordor’dan akın eden orklarla savaşmakta ve onların sınırı geçmesini engellemektedir, bunun ne kadar daha süreceği ise belli değildir ve Gondor’un yardıma ihtiyacı vardır.

Onu kullanamazsın, hiçbirimiz kullanamayız.

Boromir, konuşan kişiye döner. Aragorn konuşmaya devam eder: Tek Yüzük sadece Sauron’dan emir alır. Başka efendisi yoktur. Boromir, tanımadığı bu pespaye görünüşlü adamın kendisine karşı çıkmasına sinirlenir. Onu paylayarak senin gibi bir Kolcu, bu konu hakkında ne bilebilir ki? diye sorar. Aragorn cevap vermez, ancak Legolas ayağa kalkar ve Boromir’e öfkeyle bakar: karşındaki basit bir Kolcu değil. O, Aragorn; Arathorn’un oğlu. Ona sadakat borçlusun.

Böylece ortaya çıkar: Hepimizin karizmatik ve iyi dövüşen basit bir savaşçı sandığımız Aragorn, aslında Gondor’un varisidir. Yani bir nevi Boromir’in kralı sayılmaktadır. Tabii Legolas dışında, Gandalf ve Elrond da Aragorn’un kim olduğunu biliyordur. Boromir şaşırır. Isıldur’un varisi bu mu? diye kendi kendine sorar. Yerine otur Legolas, der Aragorn. Boromir kendine gelir: Gondor’un kralı yok. Gondor’un krala ihtiyacı da yok, der ve Aragorn’a pis bir bakış atarak gidip yerine oturur.

İlginç olan bir ayrıntı vermek gerekirse, kitabı yazarken Tolkien de Aragorn’un kim olduğunu bilmiyordu. Gandalf hana gelmemişti, hobbitler yalnız kalmıştı ve o da Aragorn adında bir karakter uydurup onları Ayrıkvadi’ye getirmişti. Daha sonra aklına, Aragorn’u Gondor’un varisi yapmak gelmişti. Kısacası Aragorn, basit bir Deus-ex machina‘dan evrilerek hikayedeki ikinci önemli karaktere dönüşmüştü.

Aragorn ve Boromir Divanda

“Onu kullanamazsın. Hiçbirimiz kullanamayız. Tek Yüzük sadece Sauron’dan emir alır. Başka efendisi yoktur.” -Aragorn

Elrond yüzüğün yok edilmesi gerektiğini, başka çare olmadığını söyler. Cüce Gimli de ne bekliyoruz ki, deyip baltasını yüzüğe geçirir. Balta paramparça olur, Gimli de geriye savrulur ve sırtüstü yere düşer. Frodo yüzükle hatırı sayılır bir süredir birlikte olduğu için Harry Potter misali baş ağrısı geçirir, Sauron’un Gözü zihninde belirir. Elrond açıkça görüldüğü üzere, yüzüğün böyle basitçe yok edilemeyeceğini ve sadece Kıyamet Dağı’na atılırsa bu işin biteceğini söyler. Asıl sorun, yüzüğü oraya kimin nasıl götüreceğidir.

Boromir, Mordor’a kimsenin öyle elini kolunu sallayarak giremeyeceğini söyler.  Bu görevin ne kadar imkansız olduğuna dair düşüncelerinden bahsederken Legolas ayağa kalkıp ona itiraz eder. Boromir, ya yüzüğü Sauron ele geçirirse? diye sorar. Derken Gimli ayağa kalkar ve Legolas’a laf atar (Elfler ve cücelerin geçmişten süregelen bir kavgası vardır) ve herkes birbirine girer. Tabii bunun sebebi yüzüktür: Kargaşa çıkarmak için mükemmel bir an olduğunu fark ederek en hırslı zihinlere hücum etmiş, akıllarını çelmeye başlamıştır.

Ben götüreceğim.

Kavganın arasından sıyrılıp gelen bu ses, Frodo’ya aittir. Gandalf hüzünlü bir şekilde dönüp cesur hobbite bakar. Birbirine girmiş olan herkes, yavaşça susar ve kavga etmeyi bırakırlar.

Frodo’ya yardım elini uzatan ilk kişi Gandalf olur, ardından Aragorn kılıcını Frodo’ya sunar. Benim de yayım, der Legolas. Benim de baltam, der Gimli. Divanın iradesi buysa, Gondor da gereken her şeyi yapacak, der Boromir.

Bay Frodo bensiz hiçbir yere gidemez.

En başından beri Divanı gizlice izlemekte olan Sam, çalıların arasından çıkar ve Frodo’nun yanına gelir. Onun arkasından Merry ve Pippin de çıkıverir. Elrond hızlı gelişen bu olaylar karşısında şaşkına dönmüştür, öyle olsun, der ve dokuz yoldaş Yüzük Kardeşliği adını alarak kararlaştırılmış olur.

Pippin-Divan

“Mükemmel! Nereye gidiyoruz?” -Pippin.

Aragorn ve Narsil (Anduril)

Olay akışını bozmamak adına Narsil’den bahsetmedim. Narsil, Gondor kralının kılıcıdır. Sauron ile yapılan son savaşta kırılmıştır ve bütün parçaları Ayrıkvadi’de Elrond’un korumasındadır. Aragorn, miras yoluyla bu kılıcın sahibidir ancak Gondor kralı olmak istemediği için yüzük tekrar ortaya çıkmasına rağmen kılıcı yeniden dövdürüp eline almak istemez. Daha sonra yaşayacağı bir olay, fikrini değiştirmesine ve Narsil’i dövdürüp sahiplenmesine sebep olacaktır. Yeniden dövülen kılıca ise bu sefer Anduril yani Batının Alevi adını verecektir.

Aragorn, sıradan bir Kolcu olmadığı gibi sıradan bir insan da değildir. Babası insan, annesi elf olan Aragorn, Dúnedain isimli özel bir soydan gelmektedir. Kırklı yaşlarında gibi gözükse de aslında doksan yaşına merdiven dayamıştır. Yine Dúnedain soyundan olması, ona elfler gibi ölümsüz olma şansı tanımıştır ancak o bunu reddetmiştir. Uzun yaşasa da, tıpkı bir insan gibi eninde sonunda ölecektir.

Tekrar Narsil’e dönecek olursak, yukarıda yazdığı gibi Sauron ile yapılan son savaşta kırılıyor. Isildur, babasının düşürdüğü bu kırık kılıcı alıp son anda bir hamle yaparak Tek Yüzüğü Sauron’un parmağından koparıp almayı başarıyor. Bu kadim kılıcın en önemli özelliği ise karanlık güçleri korkutması ve müttefik kuvvetlere cesaret vermesi.

Narsil kırıldıktan sonra Elrond’un kehaneti ile yeniden dövülmesi erteleniyor. Bu kehanete göre Tek Yüzük tekrar ortaya çıkana kadar kılıcın parçaları Elrond’un himayesinde kalacak ve zamanını bekleyecek.

Narsil

“Bu kılıcın gücüne sahip olan adam, yeryüzündeki en ölümcül ordudan daha ölümcülünü çağırabilir.” -Elrond

Caradhras Geçidi

Yüzük Kardeşliği, Ayrıkvadi rüyasından uyanarak yolculuğa başlar. Önlerindeki en büyük engel -şimdilik- Dumanlı Dağlar‘dır. Bu dağları geçtikten sonra Mordor’a daha rahat ilerleyebileceklerdir. Lakin grup içerisinde, hangi yoldan gideceklerine dair kararsızlık vardır. Karların insan boyunu bile aşacak kadar biriktiği Caradhras dağının tepesinden mi ilerleyeceklerdir, yoksa cüce Gimli’nin akrabalarının yeni bir ev bulma arayışıyla yerleştiği Khazad-dûm‘dan mı geçeceklerdir? İlk seçeneği düşünmek bile insanı soğuktan titretse de, ikinci seçenek daha tehlikeli sayılmaktadır. Zira Khazad-dûm dediğimiz yer çok eskilerden kalma bir cüce şehri ve uçsuz bucaksız tünellerle dolu bir madendir. Madenler, eğer çok derine kazılmış ise tehlikelidir. Çünkü en korkunç mahluklar dünyanın derinliklerine sürgün edilmiştir. Eğer cüceler yeteri kadar derin kazdılar ise, unutulmuş çok ama çok büyük kötülükleri uyandırmış olma ihtimalleri vardır.

Yüzük taşıyıcısı karar versin, der Gandalf. Frodo bunun üzerine Caradhras Geçidi’ni seçer ve kafile karlı dağın yolunu tutar. Lakin engeller üst üste binmeye başlamıştır: Saruman, Orthanc’ın tepesinden havayı kontrol eden bir büyü yapmakta ve Caradhras Geçidi’ni onlara dar etmektedir. Yüzük Kardeşliği, üstlerine düşen çığlar ve kayalara rağmen ilerlemeye çalışır ancak ardı arkası kesilmeyen bu tehlikelerin yanı sıra, hava bu karlı dağın zirvesi için bile giderek daha fazla soğumaktadır.

Frodo yolculuk sırasında yuvarlanıp yere düşer ve yüzüğü düşürür. Karların arasında telaşla etrafı ararken, Boromir yere eğilir ve yüzüğü alır. O, zincirlerinden tuttuğu yüzüğü incelerken, herkes tetikte beklemektedir. Kendi kendine konuşan Boromir, Aragorn’un ona sertçe seslenmesiyle kendine gelir. Yüzüğü Frodo’ya ver, der Aragorn. Boromir, az önceki kendinden geçmiş haline şaşırarak yüzüğü Frodo’ya verir. Nasıl istersen, der Aragorn’a. Umurumda değil. Aragorn bu umursamaz gibi gözüken gergin tavra, onu kuşkuyla süzerek karşılık verir. Boromir, güç arayan bir savaşçı olması yüzünden kafiledeki en zayıf halkadır ve yüzük onu hedef almaya devam edecektir.

Boromir ve Yüzük-Caradhras

“Bu kadar küçük bir şey yüzünden bu kadar korku ve şüphe duymamız çok tuhaf bir kader. Öyle küçük ki…” -Boromir

Gandalf, Saruman’ın büyüsüne rağmen ilerlemek ister. Khazad-dûm’dan korkmaktadır. Ancak herkes isyan etmektedir, Frodo’ya ne yapacaklarını sorarlar. Soğuktan buz kesmiş, tir tir titremekte olan ve daha fazla devam edemeyeceğini düşünen Frodo da geri dönüp Khazad-dûm’a gitmeyi seçer.

Gandalf’ın korktuğu başına gelmiştir. Khazad-dûm’da bir tehlike olmaması için içten içe dua eder. Asırlardır terk edilmiş bir halde duran bu cüce şehri, Gimli’nin akrabaları tarafından yakın geçmişte tekrar kullanılmaya başlanmıştır. Madenleri zaten yeteri kadar derindir, yeni gelen cüceler daha da derinlere indiyse felaket kaçınılmazdır.

Khazad-dûm (Moria Madenleri)

Yüzük Kardeşliği, Khazad-dûm’un girişlerinden birine ulaşır. Eski büyülerle korunan bu giriş, ay ışığı altında parlayan yazılarından belli olmaktadır. Elfçe olan bu yazılar bir bilmecedir ve doğru cevapladıkları taktirde içeri girebileceklerdir.

Söyle, dost. Ve gir.

Bu bilmecenin anlamını çözmeye çalışan Gandalf, açıl kelimesini aklına gelen her dilde söyler. Kendini Maia olarak tanıtır, Gandalf olduğunu ve cüce dostu olduğunu söyler. Yapılabilecek her şeyi yaptıktan sonra bir kayaya oturup sessizce düşünmeye başlar ve başarısız olduğu için kendisiyle konuşmaya çalışan herkese aksi davranır.

Kafile de Caradhras geçidindeki maceradan ve uzun yürüyüşten sonra hazır Gandalf düşünüyorken biraz oturup dinlenir, muhabbet ederler. Hobbitler de her zaman olduğu gibi haylazlık peşindedir. Girişin olduğu yer, karanlık ve sakin gözüken bir gölün kıyısındadır. Hobbitler göle sürekli taş atmaktadır. Bir süre sonra diğerleri onları uyarır ve taş atmayı keserler.

Söyle: “Dost.” Ve gir.

Frodo bilmecenin anlamını çözer. Gandalf’a, dost kelimesinin elfçesini sorar. Gandalf mellon, diye cevap verir ve hemen ardından bir gürültü duyulur: Kapı açılmıştır. Herkes toparlanıp içeri girmeye hazırlanırken, hobbitlerin az önce taş attığı gölün içinden devasa bir tür ahtapot çıkıverir. Ahtapotla savaşarak kapıdan içeri girerler, ancak sinirlenen ahtapot da arkalarından girişi çökertir ve geri dönüş yollarını kapatmış olur.

Khazad-dum Girişi

Söyle: “Dost.” Ve gir.

İçeri girdiklerinde Gandalf’ın bu madenler hakkındaki hafızasına güvenmek zorundadırlar. Karanlıkta, Gandalf’ın asasının ucundaki ufacık ışığın liderliğinde ilerlerler. Neden sonra, Gandalf hangi yönden gideceklerini bilmediği bir yol ayrımında durur. Oturup düşünmeye, hafızasını araştırmaya başlar. O hatırlayana kadar hiçbir yere gidemeyecek olan kafile de yine oturup dinlenir. Bu sırada Frodo, karanlıkta onları takip eden bir yaratığın varlığından Gandalf’a bahseder. Gandalf da onun farkındadır, ancak şimdilik bir tehlike teşkil etmiyordur: Sméagol, yaratığın gerçek adıdır, hobbit olduğu dönemlerde arkadaşları onu böyle çağırmışlardır. Şimdi bilinen adıyla Gollum zaten uzun süredir peşlerindedir, büyük ihtimalle yüzüğün yerini Sauron’a ifşa eden de odur. İşkenceye uğrayıp zorla bilgi verdikten sonra bilerek salınmış veya kaçmış, vakit kaybetmeden hemen yüzüğün peşine düşmüştür..

Gandalf, Bilbo ile Gollum’un karşılaşmalarını ve Bilbo’nun yüzüğü nasıl bulduğunu Frodo’ya anlatır. Hikaye bittikten sonra Frodo, yazık, keşke Bilbo, fırsatını bulmuşken Gollum’u öldürseymiş, der. Gandalf da, Gollum’un bu hikayedeki rolünün henüz bitmediğini söyler ve Frodo’ya bir hayat dersi verir.

Gandalf ve Frodo

“Yazık mı? Bilbo’yu durduran, ona acımasıydı. Yaşayanların birçoğu ölümü hak ediyor ve ölenlerin bir kısmı da yaşamayı hak ediyor. Yaşamı onlara verebilir misin, Frodo? O halde hak, hukuk adına ölüm buyurmakta çok acele etme; çünkü en bilge olanlar bile her şeyin sonunu göremez. Hislerim, Gollum’un iyi ya da kötü, rolünün bitmediğini söylüyor. Bilbo’nun merhameti, pek çok kişiyi etkileyebilir.” -Gandalf

Gandalf yolu hatırlar ve yola devam ederler. Nihayet tanıdık bir yere geldiklerinde ise Gimli koşarak cüce salonlarından birine girer, ardından da feryat etmeye başlar: Akrabası ölmüştür, herkes ölmüştür. Aslında içten içe yoldayken bir şeylerin ters gittiğini hepsi anlamıştır, zira her yer çok sessizdir.

Dışarı çıkamıyoruz. Sonumuz geldi. Davullar… Derinliklerdeki davullar… Geliyorlar…

Gandalf’ın bulduğu kayıtlardaki son yazılar bunlardır. Cüceler, goblinler tarafından öldürülmüştür. Etraftaki çürümüş cesetlerin üzerindeki oklar da bunu kanıtlar niteliktedir. Derken Pippin, kuyunun dibinde duran bir cesedi incelerken onu kuyuya düşürür. Sanki tüm madende yankılanır gibi sesler çıkararak kuyunun kenarlarına çarpan zırhlı ceset, nihayet en dibe çarparak daha da büyük bir ses çıkarır.

Davullar… Geliyorlar…

Uzaklardan davul sesleri duymaya başlarlar. Frodo, Sting’i çeker ve parladığını görür. Aragorn ve diğerleri hemen aceleyle kapıya barikat kurarlar ve yaylarını çekip hazırda beklerler. Kapı kırılana kadar, sökülen tahtaların arasından bir sürü goblin vururlar. Sonunda kapı tamamen kırılır ve kafile büyük bir çatışmaya girer. Kocaman bir mağara trolü ve onlarca gobline karşı başlayan mücadele, trolün Frodo’ya bir mızrak saplamasıyla alevlenir. Frodo’nun kalbine saplanmış mızrakla yere yığıldığını göre kafile, düşmana bu sefer hiddetle saldırır. Trolü yere devirip, goblinlerin hepsini öldürürler. Frodo’ya yardım etmek için koştuklarında ise mızrağın Mithril’e takıldığını fark ederler. Bilbo’nun hediyesi, Frodo’nun hayatını kurtarmıştır.

Kafile, rahat bir nefes alır. Ancak uzaklardan başka davul sesleri gelmektedir. Düşmanın sadece küçük bir kısmına karşı galip gelmişlerdir. Goblinlerden daha fazlası, belki yüzlercesi yoldadır. Hemen salonu terk edip, Gandalf’ın önderliğinde kaçmaya başlarlar. Karanlığın içinde sayısız goblin onları takip etmekte, Gandalf’ın asasındaki ışığa yaklaşmaya cesaret edebilenler Aragorn ve diğerleri tarafından kılıçtan geçirilmektedir. Ancak bu fazla sürmez, sonunda etrafları sarılır ve kaçacak bir yerleri kalmaz.

Derken, madenin derinliklerinden bir kükreme sesi duyulur. Goblinler korkuyla bağırarak kaçarlar, kafile ne olduğunu anlamaz ve Gandalf’a bakar. Gandalf ise gözlerini kapar: Korktuğu şimdi gerçekten başına gelmiştir.

Balrog

Kükreme, arkalarındaki salonların birinden gelmektedir. Salonun duvarları alevlerin ışığıyla parıldamakta, yer sarsılmakta, kükreme tehditkar bir biçimde giderek yaklaşmaktadır. Balrog, der Gandalf. Kadim dünyanın, eski bir iblisi. Herkes çıt çıkarmadan kükreme ve hırıltı seslerini dinlemekte, korkuyla beklemektedir. Gandalf, umutsuzca önüne döner: Bu düşman hepimizi aşar. KAÇIN!

Kafile, bulundukları salonun devasa sütunları arasında koşarak kaçmaya başlar. Khazad-dûm Köprüsü’ne ulaşmalarına az kalmıştır, köprüyü geçtikten sonra dağın öbür tarafındaki çıkışa gelmiş olacaklardır ancak Balrog onlara süratle yetişmektedir. Henüz göremedikleri, ancak kükremelerden ve duvarlara yansıyan ateşten ne kadar tehlikeli olduğunu hissettikleri düşman, Khazad-dûm’u hepsinin mezarı yapmaya geliyordur.

Bir yandan Balrog’dan, diğer yandan goblinlerin saklandıkları deliklerden attığı oklardan kaçarak köprüye varırlar. Ancak Balrog onlara yetişmiştir. Gandalf, diğerleri köprüyü geçerken ortada durur. Daha önce böyle bir düşmana karşı hiç sınanmamıştır, lakin Balrog’un onları yakalamalarına veya köprüyü geçip dışarı çıkmasına izin verme gibi bir şansı yoktur.

Alevden zırh giymiş bedeni, akkor halinde yanan gözleri ve gerçekten bir iblise benzemesine sebep olan boynuzlarıyla, Balrog ortaya çıkar. Daha önce karşılaştıkları mağara trolünü tek hamlede yere serecek güçte ve boyuttadır. Ağzını açıp, dünyanın derinliklerinden gelmiş bir yaratığın tüm haşmetiyle derinden kükrer.

Ben Gizli Ateş’in hizmetkarıyım, Anor Alevi’nin kullanıcısıyım. Karanlık Alev işine yaramaz, Udûn’un Ateşi!

Gandalf asasını kaldırır ve savunmaya geçer. Kendi gibi alevden oluşan kamçısını Gandalf’a savuran Balrog, bir ışık patlaması ile geriye sendeler. Gölgelere geri dön! der Gandalf, öfkeyle kendisine kükreyen Balrog’a. Ama Balrog, cesaretle köprüye tekrar adım atar ve kamçısını, etrafa kıvılcımlar saçarak şaklatır.

GEÇEMEYECEKSİN!

Gandalf, asasını köprüye vurarak çatlatır. Balrog bir adım daha atmaya çalışırken köprünün kendi bulunduğu tarafı yıkılır. Balrog, köprünün yıkılan tarafıyla birlikte karanlığa doğru düşmeye başlar. Gandalf arkasını dönerek, kendisini bekleyen kafileye doğru yürümek ister. Ancak ilk adımı, ayak bileğine sarılan alevden kamçı tarafından engellenir. Balrog düşerken Gandalf’ı da yanında götürmek için son bir hamle yapmıştır.

Kaçın, ahmaklar!

Düşmemek için köprünün ucuna tutunan Gandalf, daha fazla dayanamaz ve kendini bırakır. Frodo gördüğü şeyi kabullenemez. Aragorn onu zapt etmeye çalışır. Bir yandan goblinler, Balrog’un düşüşünü görünce tekrar toplanmıştır ve kafilenin üzerine ok yağdırmaktadır. Gandalf’ın son sözüne uyarak kaçarlar, çıkışa ulaştıktan sonra herkes kendini yerlere atar. Perişan olmuşlardır, Gandalf gitmiştir. Hobbitler ise daha beter hissetmektedir, hiçbir şey yapamayacaklarını bildikleri halde Khazad-dûm’a dönmek istiyorlardır. Aragorn ve Boromir, onların aptalca bir şey yapmasını engellemeye, sakinleştirmeye çalışıyordur. Ancak onlar da biliyordur ki, Yüzük Kardeşliği daha yolculuğun başında en büyük darbeyi almıştır: Gandalf ölmüştür.

Gandalf ve Balrog

“Ben Gizli Ateş’in hizmetkarıyım, Anor Alevi’nin kullanıcısıyım. Karanlık Alev işine yaramaz, Udûn’un Ateşi! GEÇEMEYECEKSİN!” -Gandalf

Lothlorien Ormanları

Aragorn, kafilenin liderliğine bürünür. Hemen buradan gitmeleri gerektiğini söyler. Boromir ona itiraz eder, onlara biraz merhamet et, der. Hobbitlerden bahsediyordur, daha az önce Gandalf’ın öldüğünü görmüşlerdir ve hemen yola koyulacak durumda değillerdir. Yakında buralar ork kaynayacak, der Aragorn. Lothlorien Ormanları’na varmalıyız.

Kafile bir şekilde Lothlorien Ormanları’na varır. Burası güzel, ışıl ışıl ama aynı zamanda da gizemli ve sessiz bir ormandır, Gimli de bu ormanda korkunç bir elf cadısının yaşadığından bahsederek hobbitleri gazlar. Bu sırada Frodo, kafasında bir kadın sesi duymaktadır. Frodo, bize kıyametin ayak sesleri gibi geliyorsun, der kadın. Buraya büyük bir kötülük getiriyorsun, Yüzük Taşıyıcısı. Gimli, hobbitlerin endişelenmemesi gerektiğini söyler ve ne kadar keskin duyulara sahip olduğundan bahseder. Cümlesini bitirip önüne döndüğünde, karşısında ona oklarını doğrultmuş elfler vardır.

Cüce o kadar ses çıkarıyordu ki, onu karanlıkta bile avlayabilirdik.

Lorienli Haldir, elflerin arasından çıkar ve kafileyi selamlar. Aragorn, başlarına gelenlerden bahseder ve Haldir onları Caras Galadhon’a, Lothlorien’de yaşayan elflerin devasa büyüklükteki ağaç evine götürür. Ayrıkvadi ne kadar ışıl ışılsa, burası da o kadar karanlık ve gizemlidir. Ama böyle olması, daha etkileyicidir. Ayrıkvadi Güneş gibiyse, burası Ay gibidir. Gizemli, ferah, gecenin karanlığında soluk soluk parlayan bir ışık misali insana huzur vermektedir.

Caras Galadhon

Kafile, Caras Galadhon basamaklarını çıkıyor.

Kafile nihayet ev sahipleriyle tanışmak üzeredir. Galadriel ve Celeborn, Yüzük Kardeşliği’nin karşısına çıkar. Celeborn geri planda kalır, Galadriel ise Yüzük ve yolculuktan haberdardır, bu konu hakkında onlara öğütler verip cesaretlendirir. Zira konuşmasına pek gerek yoktur, Galadriel sadece güzelliği ve zarafeti ile bile onları büyülemiş, morallerini yerine getirmişti. Elf suretinde bir tanrıça gibidir Galadriel, kadim, bilge, tehlikeli ve güzeldir.

Kafile, gayesine sadık olduğu sürece umut olacaktır.

Ev sahipleriyle görüşmeleri bittikten sonra kendilerine ayrılan bölümde, gizemli ağaçların altında dinlenirler. Gandalf’ı uğurlamak adına birlikte onun hakkında hüzünlü, doğaçlama bir şarkı söylerler, yas tutarlar. Şimdi daha gerçektir: Gandalf yolculuklarının devamında onlarla birlikte olamayacaktır… ve asla onu tekrar göremeyeceklerdir. Lakin ölümü boşa olmamıştır, ve kendisine yaraşır bir şekilde düşmüştür.

Frodo uyumaya çalışırken, Galadriel’in dışarıda gezdiğini görür. Onu takip etmeye başlar, Galadriel her şeyin farkındadır ve Frodo’yu açıklık bir alana getirir. Açıklığın ortasında ilginç bir çeşme durmaktadır. Galadriel’in Aynası’dır bu, içindeki suya bakan kişi geçmişi, şimdiyi ve gelecekte olabilecek şeyleri görmektedir. Tamamen değil elbette, yapılacak farklı bir hareket o geleceği tamamen değiştirebilir, gelecekteki görüntüler sadece olasılıklardır.

Galadriel, Frodo’ya Ayna’dan bahseder ve bir sürahi alıp Ayna’nın suyunu tazeler. Frodo’yu bakması için teşvik eder. Muhtemel geleceğinin ne kadar tehlikeli olduğunu bilen Frodo, korksa bile merak eder ve yaklaşıp Ayna’daki suya bakar. Kesik sahneler halinde, görüntüler belirmeye başlar. Legolas, Sam ve diğerleri, sanki Frodo kötü, hastalıklı biriymiş ama onun yanında durmak zorundalarmış gibi teker teker ona bakarlar. Shire’daki evi belirir, orklar her yeri yakmakta ve katliam yapmaktadır. Bazı hobbitler yakalanıp zincire vurulmuştur ve Mordor’a götürülmektedir. Ve sonra, Sauron’un Gözü belirir. Ama basit bir görüntü değildir bu, resmen yüzüğü ve Frodo’yu kendine doğru çekmektedir. Frodo elinde olmadan iyice çeşmeye doğru eğilir, yüzük yakasından dışarı fırlamış sallanmakta ve efendisinin görüntüsüne ulaşmaya çalışmaktadır. Galadriel, ifadesiz bir yüzle sessizce olanları izlemekle yetinir.

Frodo en sonunda eliyle yüzüğü tutup kendisini geri iterek çeşmeden uzaklaşır ve yere düşer. Gördüğün şeyin ne olduğunu biliyorum, der Galadriel. Çünkü onu kendi zihnimde de görüyorum. Frodo bir şey diyemez, Galadriel de nedendir bilinmez konuşmayı bırakır ama sesi Frodo’nun zihnindedir: Eğer başaramazsan, bunlar olacak. Kardeşlik dağılacak, şimdiden dağılmaya başladı bile. Yüzüğü almaya çalışacak, kim olduğunu biliyorsun. Teker teker, hepsini yok edecek. Frodo avucunu açıp yüzüğü gösterir: Eğer isteseydin, Tek Yüzüğü sana verirdim, der. Galadriel zarafetle Frodo’ya yaklaşmaya başlar. Onu bana hür iradenle sunuyorsun, der. Gönlümün bunu fazlasıyla istediğini inkar edemem. Elleri titreyen Galadriel, artık iyice yaklaşmıştır ve yüzük elinin altındadır. Ve o zaman Karanlık bir Lord’un yerinde, bir kraliçeniz olurdu. Galadriel’in görüntüsü değişir, etrafa kötücül bir ışık yaymaktadır, beyaz olan teni iyice solmuştur. Karanlık değil, ama güzel ve korkunç! Saçları dalgalanmaya, sesi boğuklaşmaya ve korkunç bir hale gelmeye başlar. Okyanuslar kadar tehlikeli, toprağın temelleri kadar kaypak! Herkes beni sevecek ve benden korkacak!

Sınavı geçtim.

Galadriel kendine gelir ve eski haline geri döner. Yüzüğün iradesi onu ele geçirememiştir. Sınavı geçtim, artık küçüleceğim, der. Ve Batı’ya doğru gideceğim. (Buradaki Batı, Ölümsüz Topraklar’dır. Elfler’in ve büyük cesaret gösterenlerin gidebildiği bir adadır. Elf olmayan veya büyük bir cesaret göstergesinde bulunmayanlar bu adalara gitmeye çalıştıklarında deniz tanrısı Ulmo tarafından meydana getirilen devasa bir fırtınayla batırılır ve suların derinliklerine gömülür.)

Galadriel olarak kalacağım.

Bunu tek başıma yapamam, der Frodo. Sen yüzük taşıyıcısısın, Frodo. Yüzük taşıyıcısı olmak demek, yalnız olmak demektir, diye cevap verir Galadriel. Bu Nenya, suyun yüzüğü. Ben de onun koruyucusuyum, der parmağındaki yüzüğü göstererek. Bu görev için sen seçildin ve eğer sen başaramazsan, kimse başaramayacak. Frodo hüzünlüdür, yapacağımı biliyorum, sadece yapmaya korkuyorum, der. Galadriel ise Dünyadaki en küçük varlık bile geleceğin akışını değiştirebilir, diyerek onu cesaretlendirir.

Galadriel’in Hediyeleri

Lothlorien’den ayrılmanın zamanı gelmiştir. Frodo ile yüzleşip yüzüğü reddeden ve sınavı geçen Galadriel, Yüzük Kardeşliği yola koyulmadan önce diledikleri veya ihtiyaç duyacakları bir aleti onlara hediye olarak takdim edeceğini söyler. Galadriel’in verdiği hediyeler ise kitapta ve filmde biraz farklıdır. 

Frodo, Eärendil’in Işığı’nı alır. Hikayesi Silmarillion’a uzanan bu nesne, içinde Silmaril ışığı barındıran küçük bir şişedir ve karanlıkta parlamaya başlar. Merry ve Pippin, Noldorin hançerlerini alır. Sam ise Hithlain’den yapılmış bir elf halatı. Frodo’nun aldığı filmde hediye ile kitaptaki aynıdır. Ancak kalan hediyeler kitapta farklıdır. Bütün hobbitler, yolculuğun başında Tom Bombadil isimli gizemli ancak iyi birinden benzer türde hançerler alıyorlar. Bu yüzden kitapta Merry ve Pippin, altın tokalı gümüş kemerler alırken, Sam ise kendi isteği üzerine daha sonra köyünde bitki yetiştirmek için Lothlorien toprağıyla dolu küçük bir kutu alıyor.

Aragorn’a, Celeborn tarafından güzel bir hançer hediye ediliyor. Galadriel de Arwen’in emaneti olan elf-taşını takdim ediyor. Boromir filmde hediye almayan tek Yüzük Kardeşliği üyesi olsa da, kitapta kendisine altın bir kemer veriliyor. Aragorn da filmden farklı olarak hançer yerine, içine giren kılıcın asla kırılmayacağı bir kına sahip oluyor.

Legolas ve Gimli, filmde de kitapta da aynı hediyeleri alıyorlar. Legolas, elf saçından yapılmış bir Galadhrim yayı ve ona özel oklar alıyor. Gimli ise, çok tatlı bir konuşma sonrasında Galadriel’in altın saçından bir tel istiyor, Galadriel onun bu tatlığına kıyamayıp üç tel veriyor.

“Belki talep etmeme, yok, adını söylememe izin verilirse, nasıl yıldızlar madendeki taşlardan daha üstünse, dünyanın altınlarından öylesine daha üstün tek bir tel saçınız olabilir bu. Böyle bir armağan talep etmiyorum. Fakat arzumu söylememi siz buyurmuştunuz.” -Gimli

“Ya bir cüce, elflerden nasıl bir armağan ister?” der Galadriel, Gimli’ye dönerek.

“Hiçbir şey, hanımım,” diye cevap verir Gimli. “Benim için Galadhrimler’in Hanımı’nı görmek ve onun latif sözlerini duymuş olmak kâfi.”

“Duyun, ey elfler!” diye haykırır Galadriel. “Bir daha sakın ola cüceler tamahkâr ve nezaketsiz demesin kimse! Yine de, Gloin oğlu Gimli, size verebileceğim bir şey arzu ediyorsunuzdur muhakkak? Size emrediyorum, söyleyin dileğinizi! Armağan almayan tek konuk olmamalısınız.”

“Hiçbir şey yok, Galadriel  Hanım,” der Gimli, yerlere kadar eğilip kekeleyerek. “Hiç, ama belki… belki talep etmeme, yok, adını söylememe izin verilirse, nasıl yıldızlar madendeki taşlardan daha üstünse, dünyanın altınlarından öylesine daha üstün tek bir tel saçınız olabilir bu. Böyle bir armağan talep etmiyorum. Fakat arzumu söylememi siz buyurmuştunuz.”

Elfler hayret içinde kıpırdanarak fısıldaşırlar; Celeborn cüceye şaşkınlık içinde bakar, ama Galadriel gülümser: “Cücelerin hünerinin dillerinden çok ellerinde olduğu söylenir,” der; “mamafih, bu Gimli için geçersiz. Çünkü şimdiye kadar kimse bu kadar cüretkâr ama bir o kadar da ince bir ricada bulunmamıştı benden. Ve nasıl reddedebilirim, ona konuşmasını ben emrettikten sonra? Lâkin söyleyin bana, böyle bir hediyeyi ne yapacaksınız?”

“Bir hazine gibi saklayacağım Hanımım,” diye cevap verir cüce, “ilk karşılaşmamızda bana söylediğiniz sözlerin anısına. Ve eğer bir daha yurdumun demir ocaklarına dönebilirsem, onu kırılmaz bir kristalin içine yerleştirip torunlarıma bir yadigâr ve Dağ ile Orman arasındaki iyi niyetin ebedi taahhütü olarak bırakacağım.”

O zaman Hanım uzun örgülerinden birini açarak, üç tel altın saçını keser ve bunları Gimli’nin avucuna bırakır: “Armağanın yanında şu sözleri de veriyorum,” der. “Kehanette bulunmuyorum, çünkü artık bütün kehanetler beyhude. Bir tarafta karanlık uzanıyor, diğer tarafta ise sadece umut. Lakin eğer umut yenilmez ise, o zaman size şunu söylüyorum. Gidin, Gloin oğlu Gimli, elleriniz altınla dolup taşacak, yine de altın sizin üzerinizde hüküm sürmeyecek.”

Yüzük Kardeşliğinin Sonu

Argonath.

Yüzük Kardeşliği dinlemek için bir gece mola verdiğinde, Lothlorien’in verdiği huzur ve güvende olma hissinin ne kadar çabuk dağıldığı görülür. Frodo, Galadriel ile olan münasebetinden sonra yola tek başına devam etmeyi düşünmektedir, açık açık olmasa da Sam ile konuşurken bunu belli eder. Öte yandan Boromir, Aragorn’u Minas Tirith’e gitmeleri gerektiğini söyleyerek onu ikna etmeye çalışır. “Elflere çabucak güvendin. Kendi insanlarımıza hiç inancın yok mu?” Aragorn onu daha fazla dinlemek istemez, ancak Boromir sinirlenip üstüne gitmeye devam eder. “Bu yüzüğü, şehrin yüz fersah ötesine bile götürmeyeceğim,” diye cevap verir Aragorn. Bu tartışmayı Frodo da duymuştur. Artık çaresi yoktur. Yüzüğü tek başına götürme düşüncesi kafasında kesin bir şekilde yer etmiştir.

Ertesi gün toparlanıp, kayıklarla yolculuğa devam ederler. İki devasa, görkemli heykel yavaşça karşılarında belirir. Aragorn’un ataları olan Isildur ve Anarion isimli iki kralın heykelidir bunlar ve Gondor’un kuzey sınırlarını belirlemek için inşa edilmişlerdir.

Argonath’ı geçtikten sonra biraz daha ilerleyip, büyük bir gölün kenarında tekrar mola verirler. Aragorn, akşam olduğunda kayıkları gizlemek, gölü etrafından dolaşarak yayan geçmek, Mordor’a kuzeyden girmek istiyordur. Gimli bununla alay eder, Mordor’a girecekleri kısmın ne kadar karman çorman, labirent gibi bir yer olduğundan bahseder. Sonrası daha bile kötüdür, Sauron’un Gözü’nün apaçık görebildiği, uçsuz bucaksız, çürümüş ve leş gibi bir bataklıkta yola devam etmek zorunda kalacaklardır. Aragorn, başka bir çarelerinin olmadığını söyler.

Legolas, Aragorn’un yanına gelip başka kimsenin duyamayacağı bir şekilde, hemen ayrılmalıyız, der. Aragorn reddeder, orkların doğu sahilinde olduğunu ve akşamın karanlığından yararlanarak görünmeden gitmeleri gerektiğini söyler. Beni endişelendiren doğu sahili değil, diye cevap verir Legolas. Bir gölge ve tehdit büyüyor içimde. Bir şey yaklaşıyor. hissediyorum. Tartışma tamamlanmadan grupta bir terslik olduğu fark edilir: Frodo ortadan kaybolmuştur. Aragorn, Boromir’in de kalkanını ve ok kılıfı kampta bırakıp ormana gitmiş olduğunu fark eder.

Bu sırada Frodo, ormanın içinde dolaşmakta, tarihin silemediği yapılar ve heykellerle karşılaşmaktadır. Etrafa bakınırken, Boromir’in sesini duyar. Hiçbirimiz tek dolaşmamalıyız, özellikle de sen. Etraftan kamp için dal, çalı çırpı toplayarak gelen Boromir, Frodo’nun dönüp ona kuşkuyla baktığını görünce duraksar. Niye yalnız kalmak istediğini biliyorum, der usulca yaklaşarak. Acı çekiyorsun, bunu görüyorum. Buna gerek olduğuna emin misin? Bırak yardım edeyim, başka çözümler de var. Frodo, ne söyleyeceğini biliyorum, diye cevap verir. Akıllıca gibi ama sağduyum beni uyarıyor. Boromir şaşırır, uyarı mı? diye sorar. Neye karşı? Hepimiz korkuyoruz Frodo. Ama bu korkunun umudumuzu mahvetmesine izin vermek… anlasana, delilik bu! Konuşurken Frodo’nun üstüne yürür, Frodo geri çekilir. Başka bir yolu yok, der. Boromir sinirlenir, elindeki çal çırpıyı sinirle yere atar. Halkımı savunmak için bir güç istiyorum ben! Yüzüğü bana ödünç versen? diye sorar. Hayır, diye bağırır Frodo. Boromir, niye irkildin, ben hırsız değilim? diyerek Frodo’nun üstüne yürümeye devam eder. Frodo yine geri çekilir, sen kendinde değilsin, der. Boromir biraz duraksadıktan sonra, ne kadar şansın var ki? der. Seni bulacaklar. Yüzüğü senden alacaklar, sen ise her şey bitmeden ölmek için yakaracaksın!

Frodo cevap vermeden arkasını dönerek yürümeye, Boromir’den uzaklaşmaya çalışır. Ama Boromir iyice kendini kaybetmiştir, sinirlenir. Seni ahmak! diyerek Frodo’nun peşinden gider. Şanssızlık eseri senin eline geçti o! Bende olabilirdi, benim olmalı, bana ver onu! diyerek Frodo’yu yakalar, ikili yere düşüp debelenmeye başlar. Yüzüğü almaya çalışan Boromir’e ısrarla direnen Frodo, sonunda yüzüğü parmağına takar ve görünmez olup ortadan kaybolur. Boromir daha sinirlenir, aklındakileri okuyorum! der boşluğa. Yüzüğü Sauron’a götüreceksin, bize ihanet edeceksin! Hem kendini, hem de bizi öldüreceksin! Lanet olsun sana ve tüm buçukluklara! Etrafa bakıp Frodo’nun nereye gittiğine dair bir iz ararken takılıp yere düşer. Ardından yavaşça başını kaldırır, yaptığının farkına varmış ve içindeki öfkenin yerini büyük bir korku almıştır. Yüzünde acınası bir ifadeyle Frodo’ya bir kaç kez seslenir ama cevap gelmez, ne yaptım ben? der kendi kendine. Lütfen… Frodo… Özür dilerim, Frodo!

Frodo bu sırada arkasına bakmadan Boromir’den mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya çalışmaktadır, arkasındaki acı yakarışı duysa da önemsemez. Kendini eskiden inşa edilmiş bir sunak benzeri yapıya atar ve burada saklanıp etrafı izlerken kendini aniden Sauron’un alevler içindeki gözüyle karşı karşıya bulur. Panikle yüzüğü parmağından çıkarır ve sunaktan aşağı düşer. Frodo? diye arkasından biri seslenir. Aragorn, ormana Frodo ile Boromir’i bulmak için gelmiştir. Yüzük onu zaptetti, der Frodo, nefes nefese. Aragorn, yüzüğü Boromir’in almış olabileceğinden korkarak yüzük nerede? diye sorar. Frodo bunu yanlış anlayıp, geri geri giderek Aragorn’a uzak durmasını söyler. Aragorn, onu koruyacağına yemin ettiğini söyleyerek Frodo’yu sakinleştirmeye çalışır. Beni kendinden koruyabilir misin? diye sorar Frodo. Avucunu açıp yüzüğü gösterir. Onu yok edebilir misin? 

Aragorn yavaşça Frodo’ya yaklaşır. Kafasında yüzüğün ona seslendiğini, kendisini kandırmaya çalıştığını hissediyordur. Elini uzatır, ama yüzüğü almak için değil. Frodo’nun avucunu yüzüğün etrafında kapatır ve diz çöker. Seninle sonuna kadar giderdim, Mordor’un ateşine kadar. Ellerini Frodo’dan çeker. Aragorn, Frodo’nun tek başına yola devam etmek istediğini fark etmiş ve bunun sebebini anlamıştır. Biliyorum, der Frodo. Diğerlerine göz kulak ol. Özellikle Sam’e, o anlamayacak. Aragorn’un gözü aniden başka bir yere takılır, ayağa kalkıp kılıcını çeker. Git, Frodo! Kaç, kaç! Frodo, onun baktığı yere bakınca kılıcının parladığını fark eder. Orklar yakındadır. Frodo kaçarken, Aragorn arkasını döner ve yaklaşan orkları karşılamak için bekler.

Aragorn-Orkları-Karşılıyor

Aragorn, orkları karşılıyor.

Seni izlerdim, kardeşim. Komutanım. KRALIM…

Bir ork taburuyla tek başına savaşa giren Aragorn, geri çekilerek düşürebildiği kadar ork düşürmeye çalışır. Bu sırada yüzüne Saruman’ın beyaz eli boyanmış farklı bir ork, bir Uruk-hai ortaya çıkar ve tüm orklara, kaçan hobbiti yakalamaları için emir verir. Orklar Aragorn’u bırakıp ormana dağılmaya çalışırlar ama Aragorn onları yavaşlatmak için aralarına atlayıp öldürebildiği kadar ork öldürmeye devam eder. Sesleri duyan Legolas ve Gimli de ağaçların arasından çıkıp gelerek ona yardım etmeye başlar. Üçlünün, önlerine gelen düşmanı kesip biçerek Frodo’ya vakit kazandırmaktan başka şansı yoktur. Aradan sıyrılan orkların peşine düşüp onları da öldürmeye çalışırlar.

Bu sırada bazı orklar Frodo’ya yetişmiştir. Kendini bir ağacın arkasına atan Frodo, korkarak sessizce gizlenmektedir. Tıpkı onun gibi saklanmakta olan Merry ve Pippin’i görür, onlar da Frodo’yu fark etmişlerdir. İki hobbit, daha güzel bir gizlenme yeri olduğu için Frodo’yu yanlarına çağırır ama tek başına gitme planı yüzünden Frodo başını sallayarak reddeder. Tam bu anda hobbitler de Frodo’nun planını anlarlar, yapabilecekleri tek şey diğerleri gibi ona vakit kazandırmaktır. Bu yüzden saklandıkları yerden çıkıp dikkat çekmek için bağırarak orklara saldırıp taş atmaya başlarlar, Frodo da saklandığı yerden çıkıp kaçmaya devam eder.

Peşlerine bir sürü ork takan Merry ve Pippin şimdi ne yapacaklarını bilmez halde koşmaya başlarlar. Ancak bir yerden sonra önlerine başka bir ork grubu daha çıkıp onları kıskaca alır. İşte tam bu sırada Boromir çıkagelir, hobbitlere saldıran orkun önüne geçip kılıçtan geçirir.

Tüm grup dağılmış durumdadır, herkes farklı yerlerde üstlerine akın akın gelen orklarla mücadele etmektedir. Tek başına kalan Boromir eninde sonunda yakalanacaklarını bildiği için Gondor’un borusunu çıkarıp üfleyerek diğerlerine yardım çağrısı gönderir. Aragorn, Legolas ve Gimli bunu duydukları savaşarak sesin geldiği yere ilemeye başlar.

Boromir kaçarken bir yandan durup kendilerine yetişen orkları kesmekte, bir yandan borusunu üfleyip bulundukları yeri diğerlerine haber vermektedir. Elbette bu sırf kendi arkadaşları için değil, diğer orklar için de geçerlidir. Ormanın farklı yerlerine dağılmış orklar da bu sese yönelmektedir. Saruman’ın beyaz elini taşıyan, ork ve goblin karışımı bir Uruk-hai olan Lurtz dahil.

Lurtz

Lurtz, okuyla hedef alıyor.

Boromir, orklarla savaşırken kalbinin üstüne saplanan bir okla sendeler. Hobbitlerin korkmuş bakışları karşısında dizlerinin üstüne düşer. Ama pes etmez, tekrar ayağa kalkar ve içinde kalan son güç kırıntısıyla savaşmaya ve hobbitleri korumaya devam eder. Lurtz, tekrar yayına bir ok gerip fırlatır. Karnına saplanan ikinci okla Boromir tekrar dizlerinin üstüne düşer. Nefes almakta zorlanarak hobbitlere bakar. Aragorn ve diğerleri gelene kadar onları koruması gerektiğinin bilincindedir, tekrar ayağa kalkar. Sendeleyerek, üstüne koşan orkları öldürmeye devam eder. Ama üçüncü ok geldiğinde, bir daha kalkamayacaktır.

Boromir-Düşüyor

Boromir, düşüyor.

Hobbitler kılıçlarını çekip bağırarak orkların üstüne koşar ama birini bile öldüremeden yakalanırlar. Boromir, etrafından dolaşarak geçip giden orkları durdurmak için hiçbir şey yapamaz. En arkadan gelen Lurtz, diğerleri gibi geçip gitmek yerine Boromir’in önünde durur ve onu öldürmek için yayına son bir ok daha gerer. Vücudunda karşı koymak için en ufak bir güç kalmayan Boromir’in başını kaldırıp ona bakmak dışında yapabileceği en ufak bir şey yoktur. Ancak son ok yaydan fırlamak üzereyken Aragorn koşarak Lurtz’un üstüne atlar. Zorlu bir mücadeleden sonra Aragorn galip gelir.

Lurtz-ve-Boromir

Lurtz ve Boromir.

Burada, kaliteli bir sahne olmasının dışında bahsetmek istediğim bir şey var. Yüzüklerin Efendisi filmleri ve kitaplarıyla içli dışlı olan çoğu kişi için bayağı yaygın bir bilgidir. Mücadele esnasında Lurtz’u canlandıran aktör Lawrence Makoare, kendini role kaptırıp senaryoda olmayan bir şey yapar ve elindeki gerçek hançeri, gerçekten Aragorn’u oynayan aktöre, Viggo Mortensen’a fırlatır. Elbette Viggo Mortensen’ın elindeki senaryoda da böyle bir şey yoktur ve tamamen refleksleri sayesinde hançere kılıcıyla vurarak kendini savunmayı başarır. (40. saniye)

https://youtu.be/FJf8puSIXTg

Lurtz öldükten sonra Aragorn hemen Boromir’in yanına gider. Frodo’yu yolladığını söyler. Boromir, benim yapamadığımı yaptın, diye cevap verir. Zar zor konuşuyordur ve ölmek üzeredir. Ben, yüzüğü almaya çalıştım! Affet beni, bütün umutlarınızı boşa çıkardım! Aragorn, hayır, Boromir. Cesurca savaştın, şerefini korudun, diyerek onu son anlarında onu teselli eder. Boşversene, bitti artık, der Boromir. İnsanların dünyası düşecek. Her şey kararacak. Şehrim harap olacak. Aragorn onun elini tutar, kanımdaki gücü tam olarak bilmiyorum, der. Ama Ak Şehir’in düşmeyeceğine söz veriyorum, ve halkımızın kazanacağına. Boromir, halkımız… diye tekrar eder. Nihayet son anlarında içi rahatlamış, geride bıraktığı insanlarının akıbetine umutla bakabilmiştir.

Aragorn, düşürdüğü kılıcını Boromir’e verir. O sırada Legolas ve Gimli de gelir. Boromir, elindeki kılıca sımsıkı tutunmaktadır. Seni izlerdim kardeşim. Komutanım. KRALIM. Ve son nefesini verir.

Huzur içinde ol, Gondor’un oğlu. Ak Kule’dekiler bir daha onun gelişini göremeyecekler. O asla dönmeyecek. 

Frodo Ayrılıyor

Frodo, kayıklardan birine binip tek başına yolculuğa devam etmek üzereyken Sam arkasından ona seslenir. Frodo tek başına gitmesi gerektiğini Sam’e anlatmaya çalışır ama Sam dinlemez ve yüzme bilmediği halde göle atlayarak onu takip etmeye çalışır. Debelenip dururken iyice suya batar, boğulmak üzereyken Frodo tarafından kurtarılır ve kayığa alınır. Artık ne olursa olsun Frodo ve Sam, yola birlikte devam edecektir.

Grubun kalanı için de her şey burada bitmemiştir. Elleri kolları bağlı, Frodo ve Sam’in başarılı olmasını umarak beklemeyeceklerdir. Merry ve Pippin, orklar tarafından kaçırılmıştır ve Isengard’a götürülmektedir. Orklar, yüzüğün bir hobbitin elinde olduğunu biliyordur ancak bu hobbitin hangisi olduğu hakkında hiçbir fikirleri yoktur. Gerçek ortaya çıktığında büyük ihtimalle bilgi için işkenceye uğrayacak ve sonrasında öldürüleceklerdir. Aragorn, Legolas ve Gimli, bu iki hobbiti kurtarmak için çok az yiyip içen, nadiren mola veren ve gün ışığında efendilerinin kamçısını sırtında hissederek durmaksızın Isengerd’a ilerleyen bu orkların peşine düşmelidir.

Yanlarına sadece gerekli şeyleri alırlar ve daha fazla oyalanmadan yola koyulurlar.

İki Kule

Yazı acayip uzadığı bir nevi filmlerin yazılı halini aldığı için diğer filmleri kısaca özet geçip bazı ilginç bulduğum arka plan bilgilerini vererek son kısma geçmek istiyorum.

Kitap bu bölümde kaldığı yerden devam etse de, filmde farklı bir sekansla açılış yapılıyor. Gandalf’ın dipsiz karanlığa doğru düşerken bir yandan Balrog ile savaşmasını izliyoruz. İkili nihayet büyük bir yeraltı gölüne çakıldığında Frodo uyanıyor ve bunun bir rüya olduğunu anlıyoruz. Tabii seyirciye verilmek istenen duygu bunun daha çok astral seyahat olduğu yönünde. Kitapta böyle bir olay olmasa da kurgusal evrenin mekaniğine uygun, uyarlamayı etkilemeyen ve Frodo’nun yüzükle olan ilişkisine küçük bir dokunuş yapan ince dokunuşlu bir sahne.

Frodo’nun uyanışından sonra film, kitaptaki gibi kaldığı yerden devam ediyor. Bölgenin doğası gereği bulundukları yerde sürekli daireler çizip duran, kaybolduklarını düşünen Frodo ve Sam için asıl zorluk şimdi başlıyor.

Bulundukları bölge hakkında biraz yazmak istiyorum, bu bölge ve devamında karşılaşacakları bataklıklarla ve çorak topraklarla dolu Mordor sınırları, filmde de kitapta da volkanik kayalarla kaplı, sadece dayanıklı bitkilerin yetiştiği ıssız ve tekinsiz yerler olarak tasvir ediliyor. Bunun tek sebebi, Yüzüklerin Efendisi ile başlayan nihai iyi ve nihai kötünün bir sonucu olan sembolik anlatım değil. Sembolik anlatım var elbette ama bunun arkasında kurgusal bir olay, bir tarih de var.

İşi Silmarillion’a kadar götürmemiz gerek bunu anlamak için. Gerçek hayatı baz alıp tarihsel açıdan baktığımızda, milattan öncesine kadar giden olayların sonucunda bu bölgeler bulundukları şekli alıyor. Dünyanın yaratıcısına kafa tutmaya çalışan, tek başına dünyayı şekillendirmeye çalışıp onun güzellik anlayışından farklı düşünen Melkor’un gücü en fazla var olan coğrafyayı değiştirebilmek oluyor. Elindeki gücün yeteri bu olunca da alışılageldik güzelliğin tam zıttı şeyler yaratıyor. Melkor’un çırağı sayabileceğimiz Sauron’un devasa bir yanardağa ev sahipliği yapan deforme olmuş bu toprakları kendi bölgesi olarak seçmesi sırf “kötü” olduğu için değildir kısacası. O bölgeyi seçtiği için o şekildedir coğrafya, ve Sauron gücünü arttırdıkça bu deforme olmuş coğrafyanın sınırları genişleyerek Orta-Dünya’yı bir örümcek ağı gibi saracaktır.

Frodo ve Sam

Frodo ve Sam.

Frodo ve Sam, takip edildiklerini fark ederler. O gece uyuyor numarası yaparlar ve sinsice saldıran Smeagol’u yakalarlar. Frodo zaman geçtikçe nispeten Sam’den daha yumuşak davranarak Smeagol ile anlaşır. Onları Mordor’a götürecek bir rehberdir artık Smeagol. Tabii bu yolculuğun yüzüğü yok etmek için yapıldığından henüz haberi yoktur. Onun tek derdi yüzüğün yanında olmak, mümkünse yüzüğe sahip olmaktır. Yolculuk sırasında Frodo ve Sam bir şekilde zarar görebilir veya “tamam geldik, yüzük senindir,” diyerek Smeagol’a yüzüğü verebilir. Kafasında işte böyle birbiriyle iç içe düşünceler dolaşan Smeagol, çift kişilikli bir karakter örneğidir. Frodo’ya yüzüğün efendisi olduğu için tapma derecesinde bağlıdır ancak yüzüğü kendi de istediği için nefret etmektedir. Frodo ona iyi davrandıkça Smeagol’un bağlılığı artmakta, Sam kötü davrandıkça da nefreti artmaktadır.

Önceki filmde Boromir’in yiğitçe dövüşüp savunmaya çalıştığı diğer hobbitlerimiz de ork-goblin kırması taburun bir gece verdiği molada kaçma planları yaparlar. Aynı anda tabur içinde açlıktan doğan bir kavga çıkmıştır. Hobbitler planlarını devreye sokmak üzereyken Rohan’ın sürgün edilmiş avare süvarileri, karanlıktan faydalanarak baskın yapar. Önlerine geleni biçen süvariler, zaten hiç hobbit görmediklerinden dolayı onları karanlıkta, kalabalığın arasında ayırt edemezler. Hobbitler de sürüne sürüne bu kıyımdan uzaklaşıp Entler’in yaşadığı ormana kaçarlar. Onları takip eden goblinden de rastladıkları bir Ent sayesinde kurtulurlar.

Yaratılışın ilk anlarından beri varlıklarını sürdüren, varoluş hikayesine tanıklık eden bu kadim canlılar, zamanla diğer Orta Dünya halklarından izole olmuş ve kendilerini dış dünyaya kapatmışlardır. Öyle ki, hobbitleri bir süre ork sanarlar. Kadimlikleri ve yaşlılıkları hareketlerine de yansıyan Entler, günlerce oturup meclislerinde hobbitlerin ork olmadığına dair karar vermeye çalışırlar. Nihayet karar verildikten sonra, Merry ve Pippin onlara orklara karşılık vermeyi teklif eder. Bu ciddi konuda bir karar almak elbette daha uzun sürecektir, lakin Saruman’ın ağaçları fütursuzca kesip biçen orklarına daha fazla tahammül edemeyen Entler’in kararıyla Orta Dünya’nın kaderi değişmeye başlayacaktır.

Burada Entler hakkında bir bilgi vermek istiyorum. Entler’in kendilerini dış dünyaya kapatması ve yaşananlara şuana kadar karışmaması da yine eskiden yaşanmış bir olayla alakalı. Eskiden dünyanın çoğu yerinde Entler yaygınken, dişi Entler başka topraklara daha güzel yerlere göçüp gidiyorlar ve ormanların seyrekleşmesi nedeniyle eriller ile aralarında mesafe açılıyor. Merry ve Pippin’in karşılaştığı Entler’in arasında ise bildiğim kadarıyla dişi Ent yok. Bu Entler soylarının devamı gelmediği için artık amaçsızca bekleyip, çocuk Entler’in var olduğu dönemleri hayal ederek yaşıyorlar. Son Entler de yok olma tehlikesiyle karşılaşınca doğal olarak bir umutla karşı koymaya karar veriyorlar. Yerinde duramayan iyi niyetli saf hobbitler ve ağır başlı, kadim Entler bir araya gelerek ilginç bir tezat oluşturuyor.

Merry, Pippin ve Ağaçsakal

Merry, Pippin ve Ağaçsakal.

Rohan

Aragorn, Legolas ve Gimli takiplerine devam ederken şafakta avare süvariler belirir. Saruman’ın yardakçısı Gríma Solucandil, Rohan hükümdarının aklını zehirleyerek yönetimi ele geçirmiş ve ona karşı çıkan Eomer’i sürgüne yollamıştır. Eomer de kendisini destekleyen savaşçılarla birlikte Rohan topraklarında başıboş gezmekte, önlerine ne kadar ork, goblin ve kötücül yaratık çıkarsa kılıçtan geçirmektedir. Son karşılaştıkları tabur hakkında üçlüye bilgi verir. Karanlıkta kimseyi ayırt edemediklerini, herkesi öldürüp cesetleri yaktıklarını söyler. Hobbitleri de öldürmüş olabileceklerini dile getirerek onlara iki tane at verip cesetlerin yerini söyler. Belki kaçtıklarını ve arkalarında iz bıraktıklarını eklese de boşa umutlanmamaları gerektiğini söyler.

Filmi izlemiş veya kitapları okumuş olan herkes Eomer’in süvarilerini ilk gördüğünde aklına Göktürkler’i getirmiştir. Bunun en büyük sebebi, yerelleştirme diyebiliriz. Hem kitabın çevirisi hem de filmin dublajı çok özenli ve kaliteli bir şekilde hazırlanmıştır. Eserin aslında hobbitlerin kırsalda yaşayan orta halli İngiliz halkından esinlenerek oluşturulduğunu söyleyebiliriz. Gondorlu insanlar Antik Roma ve Antik Yunan’dan, Rohanlı’lar ise eski İskandinav savaşçılarından esinlenilmiştir. Yerelleştirme konusuna geldiğimizde de Rohanlı’ların eski Türkçe’ye yakın bir dil kullandığını, Gondorlu insanların Osmanlı dönemine yakın daha ağır bir dil kullandığını görüyoruz. Bu eserin ülkemizde bu kadar bilinmesinin önemli bir sebebi kaliteli yerelleştirme çalışmasından kaynaklanıyor.

Eomer

“Dostlarınızı arayın, ama umudunuza güvenmeyin. Umut bu toprakları terk etti.” -Eomer

 

Değerlendirme
  • 8.2/10
    Görüntü ve Renk - 8.2/10
  • 9.2/10
    Ses ve Müzik - 9.2/10
  • 8/10
    Çekim Teknikleri - 8/10
  • 9.2/10
    Uyarlama & Senaryo - 9.2/10
  • 8.4/10
    Oyunculuk - 8.4/10
8.6/10

Özet

J. R. R. Tolkien aslında Yüzüklerin Efendisi’ni tek kitap şeklinde yazmıştı, çok uzun olduğu gerekçesiyle yayın-evi tarafından üç kitaba bölündü. Peter Jackson’ın uyarlaması da aslında tek seferde çekildi. 11 Ekim 1999’dan 22 Aralık 2000’e kadar süren çekimler, revizyon, teknik aksaklık, projede görevli kişilerin ayrılması, bütçe sorunsalı ve daha bir çok sorunla karşılaştı. Aslında daha da mükemmel bir üçleme olacakken bu kadarıyla kalmış diyebiliriz. CGI bazen yıllar öncesinin video-oyunlarını andırsa da gerçek oyuncuların bulunduğu sahnelerde o CGI gerektiren yerleri kamera açılarıyla iyi toparlamışlar ve geniş açıyla göstermeseler bile mekanı hissettirmeyi başarmışlar.

Howard Shore müzikler konusunda o kadar başarılı bir iş çıkarmış ki, gerçekten duyduğunuz müzikleri çaldığı ortam ile kafanızda ilişkilendiriyorsunuz. Gondor, Rohan, Isengard ve Shire müziklerini hayatının bir döneminde Yüzüklerin Efendisi izlemiş herhangi birisi az çok hatırlayabilir herhalde.

Oyunculuklar çok çok kaliteli olmasa da oyuncular çok iyi seçilmişler, yüzleri ve mimikleri karakterlere oturuyor. Legolas biraz kasıntı dursa da kalan karakterlerin içindeki hikayeyi hissedebiliyorsunuz.

Son olarak, yazıda bazı yerlerde değindiğim gibi aslında Yüzüklerin Efendisi çok küçük bir yer kaplıyor Orta Dünya’da… Bir epilog gibi, bitiş hikayesi gibi diyebiliriz. Başlangıcı ise Silmarillion’a, Orta Dünya’nın yaratılışına dayanıyor. İçerisinde Yüzüklerin Efendisi’ne kadar taşınıp gelmiş o kadar çok karakter, ırk ve olay var ki her biri 6-7 saat sürmediği sürece konu bütünlüğünü bozmadan bir üçlemeye bunları sığdırabilmek imkansız. O yüzden her ne kadar olayların ve önemli karakterlerin bazılarını senaryodan atmış olsa da, Peter Jackson Yüzüklerin Efendisi ile birlikte, Bir uyarlama nasıl olur? sorusuna tek seferde çekilmiş üç filmlik mükemmel bir cevap vermiş.

Okuyucu Değerlendirme Ortalaması: 0
Yazar: Yorum sayısı:  Yorum yapılmamış 3 250

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir